İyi Slogan Nasıl Olur?

Slogan markanın bir cümleyle kendini ifade etmesidir. Hedef kitlenize söylediğiniz ilk cümle sizi tanıtan ilk unsurdur. Kendinizi nasıl ifade edersiniz sorusunun cevabı sloganda gizlidir.
Markalar için slogan seçimi çok önemli. Bu yazıda slogan seçiminin incelikleri üzerinde durup, iyi sloganların özelliklerini anlatmaya çalışacağım.
İyi bir slogan nasıl olur ve hangi özellikleri taşır? Bunu örnek sloganlarla açıklayalım:
Sade ve etkili: Slogan az sözle çok şey anlatma sanatıdır. Bu yüzden sade bir slogan seçimi, sloganın etkinliğini arttırır. Ama bunun yanında sade slogan bulmak ve bu sloganın etkili olması oldukça zordur. "Su hayat'tır"(Hayat su) hem sade hem de suyun temel işlevini vurgulayan gayet etkili bir slogan. "Connecting people"(İnsanları birbirine bağlar)( Nokia) iletişime ve Nokia'nın esas işine vurgu yapıyor. "Türkiye çöl olmasın" (Tema vakfı) ana amacını sade bir şekilde açıklıyor.
Orijinal: Sloganın orijinal olması rakiplerinden daha kolay sıyrılmasını sağlar. Markanın etki gücünü arttırır."Eskimiş çoraplarınızı atın, atamazsanız paspas yapın"(Jill) ile Jill, çok büyük bir yankı uyandırmıştı. Eskilerden kurtulun mesajını vurgulayarak yenilik sunduğunu anlatıyordu. "İmaj hiçbir şeydir, susuzluk her şey, susuzluğunu dinle" (Sprite) diyerek susadığımız zaman kendisini hatırlamamızı sağlıyor. "En değerli giysiniz cildiniz"(Arko krem) cildimize farklı bir bakış açısı getiriyor. "Önce hüplet, sonra gümlet" (Capri sun) hem meyve suyunu keyifli hale getiriyor, hem de meyve suyu kabını patlattırarak eğlence sunuyor tüketicisine.
İddialı: Tüketiciler güçlü firmalara daha çok güveniyorlar. Bu yüzden sloganda firmanın gücünü belli etmesi ve bunu vurgulaması ona olumlu puan kazandırıyor. "Dünyanın 1 numaralı diş macunu "(Colgate) ben en iyisiyim derken, "Kek dünyasında tek"(Dankek) rakipsizliğini ilan ediyor. "En güzel çay, doğuş çay" (Doğuş çay)çayın en güzelini ürettiklerini belirtirken, "Çok oluyoruz" (Mavi jeans) diyen Mavi, Avrupa'da yakaladığı başarıya atıfta bulunuyor."İnternet eşittir Superonline" (Superonline) Türkiye'de internet çağının kendileriyle başladığını dile getirirken, "Bir dünya markası "(Beko) markasının vizyonunu iddialı bir şekilde ortaya koyuyor.
Uyumlu: Slogan markaya fayda sağlayacağı gibi zarar da verebilir. Bunu en net ürüne uymayan sloganlarda görüyoruz. Slogan ürününün temel işleviyle uyumlu olmalı. Aksi takdirde tüketicinin gözünde olumsuz bir imaja sahip olunuyor. "Lekelere düşman, çamaşıra dost "(Ace) lekeleri çıkarırken, çamaşırlarınızı yıpratmayacağını söylerken, "Form ye. Formda kal"(Eti form) formunuzu korumanın önemini hatırlatıyor. "Şampuanınıza servet ödemeyin"(İpek şampuan) ve "Toptan fiyatına perakende satış" (Bim) fiyatlarının uygunluğunu öne çıkarıyorlar. Bankacılığın güvene dayalı olduğunu "Güveninizin eseri"(Akbank) sloganı ile belirten Akbank, markasıyla gayet uyumlu bir slogan kullanıyor.
Güvenilir: Tüketicilerin davranışlarını etkileyen en önemli faktörlerden biri güven. Tüketici güven duymadığı markayı tercih etmiyor. Güven ve para söz konusu olunca Robert Bosch'un "İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim" sözünü hatırlıyoruz. Bosch sloganında bunu öne çıkararak "Önce güven"(Bosch) diyor. "10 kata kadar daha uzun ömürlü"(Duracell) pilinizin hemen bitmeyeceği garantisi sunarken, "Kontrolsüz güç, güç değildir"(Pirelli) güvenliğin altını çiziyor."Tamek'se koy sepete"(Tamek)"bize güvenin, çekinmeden alın" diye yaklaşıyor tüketiciye.
Akılda kalıcı: Tüketiciler her gün birçok reklâmla karşılaşıyor. Bu durumda hatırlanabilir olmak ön plana çıkıyor. Bunun farkında olan firmalar ise genellikle kafiyeli kelimeler kullanarak hatırlanma oranını arttırmaya çalışıyorlar. "Aromadan başkasını arama"(Aroma) ve "Tek benzeri öteki teki"(Arow) uyumlu kelimeleri kullanarak hem kolay hatırlanıyor, hem de biz diğerlerinden farklıyız mesajını veriyorlar."Bu terlik, tam benlik"(Twigy) diyen Twigy, terlik konusunda öne çıkmayı tercih ediyor.
Farklı: Sloganlar özelleştikleri oranda başarılıdır. Klişe sözcüklerden kaçınılmalıdır. Çünkü klişe sözcükler tüketicinin alıştığı kalıplardır ve belli bir noktadan sonra tüketici duyarsızlaşır. Böyle olunca da etki gücünüz kalmaz."Kışkırtır!" (Slazenger) ve "Ben özgürüm" (Hazırkart) modern çağda özgürlüğün önemine dikkat çekerken,"Delikanlı kızlar, molped kullanır" delikanlı kızların markası olduğunu duyurup bu şekilde farklılaşmayı tercih ediyor."Faizsiz kazanç"(Al Baraka Türk) bankacılığa farklı bir bakış açısı getiriyor.
Olumlu: Tüketicinin seçim yaparken dikkat ettiği unsurların başında markanın ona ne hissettirdiği gelir."İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur, ama onlara ne hissettirdiğinizi asla unutmaz"(Maya Angelou).Tüketicinin zihninde güzel çağrışımlar uyandıran sloganlar tüketiciler tarafından olumlu algılanıyor. "İyi ki ona rastladım" (Bellona)yapılan iyi tercihlerin olumlu sonuçlar doğuracağını anlatırken, "saçlarınızın güzelliği gözlerinize yansır"(Duru şampuan)diyen Duru, bakımlı saçların önemine dikkat çekiyor."Mutlu et kendini!"( Eti browni)mutluluk gibi cazip bir teklifte bulunuyor. "Kirlenmek güzeldir"(Omo) kirlenmeye olumlu bir açıdan bakmayı tercih ederken,"İmpossible is nothing"(İmkânsız diye birşey yoktur.) (Adidas) isteyince başarabileceğinizi ifade ediyor.
Anı yaşamak
"Anı Yaşamak"
Hiçbir şey için benimdir deme. Yalnızca yanımdadır de. Çünkü ne altın, ne toprak, ne sevgili, ne yaşam, ne ölüm, ne huzur, ne de keder her zaman seninle kalmaz.”D.H.LAWRENCE”
Anı yaşamanın ne olduğunu belki de en güzel anlatan öykü Tolstoy"un İnsan ne ile yaşar kitabında geçmektedir. Öyküde 3 soruya cevap aranır:
En önemli kişi?
En uygun zaman?
En önemli iş?
Ve şu şekilde cevaplanır:
En önemli kişi kiminle berabersek o dur. Zira hiç kimse bir başkasıyla görüşüp görüşemeyeceğini bilemez.
En uygun vakit içinde bulunduğumuz andır. Çünkü yalnızca o an elimizden bir şey gelebilir.
En önemli iş iyilik yapmaktır. Çünkü insanın yeryüzüne gönderilmesinin sebebi budur.
Anı yaşamak içinde yaşanılan zamanı en iyi şekilde değerlendirmektir. Çünkü her an değerlidir. Zaman ve zamanın değeri hakkında Einstein izafiyet teorisinde şunu söyler. Kız arkadaşınızın yanında geçirdiğiniz 5 dakika ile kızgın sobanın üstünde geçirdiğiniz 5 dakika aynı mıdır? Değil ise zaman izafidir.
* * *
Anı yaşamak bazen günü birlik yaşamak ile karıştırılır. Ama özünde ikisi çok farklı kavramlar. Günü birlik yaşamak geleceği hiç düşünmeden, sadece bu anı geçirmeye çalışmaktır. Ama anı yaşamak, içinde bulunulan zamanı en iyi şeklide değerlendirmek demektir. Çünkü dün geride kaldı, yarının geleceği meçhuldür. Yarın diye bir şey yoktur. Yarın dediğimiz şey anların toplanmasından oluşur. Yarın neler yaşayacağımız daha çok bugün neler yaptığımızla ilişkilidir.
* * *
Bugün yaptıklarınız yarın geleceğiniz üzerinde etkili olacaktır. Durup bir hayatımıza baktığımızda şu anki içinde bulunduğumuz durum, genellikle geçmişte yaptığımız, ya da yapmamız gerekirken yapmadığımız işlerin sonucudur.Çok iyi bir okulda okumuyorsanız, sınava çok iyi hazırlanmamışsınızdır. İyi derecede yabancı dil bilmiyorsanız, dil öğrenmek için yeterince zaman harcamamışsınızdır. İşiniz sizi tatmin etmiyorsa, daha iyi bir işe sahip olmanız gerektiğini düşünüyorsanız, iyi bir iş için gereken donanıma sahip değilsinizdir ya da bazı fırsatları iyi değerlendirmemiş, gerekli girişimleri yapmamışsınızdır.
Bunların dışında sizin dışınızdaki etkenlerden kaynaklanan başarısızlıklarda vardır. Sınav sırasında rahatsızlanmak, hasta olmak, kaza geçirmek gibi. Ama genele baktığımızda bunları daha çok istisnai durumlar olarak niteleyebiliriz.
Bugünden daha iyi durumda olmak için bugün dünden daha iyi işler yapmanız gerekir işin sırrı budur. Geleceği belirleyen içinde bulunduğumuz anlar ise gelecekteki yaşantımızı bugün yaptıklarımız büyük oranda etkileyecektir. Bugün ne yaparsak iyisiyle kötüyse yarın karşımıza o çıkacak. Bu açıdan bakınca anı yaşamak, onu iyi değerlendirmek çok önemli...
* * *
Yarın yaşlanıp bir köşeye çekilince kendimizi derin bir muhasebe içinde bulacağız. Düşünmek için bol vaktimiz olacak. Yaşı ilerlemiş, belli bir yaş düzeyini aşmış insanlarla yaptığım sohbetlerde şunu fark ediyorum: Geçmişte yaptıkları hatalarından, yanlışlarından çok yapamadıkları işler için üzülüyorlar. Kimisi keşke ailemle daha fazla vakit geçirseydim, kimi daha fazla gezseydim. Kimi insanları kırmasaydım, bu kadar hırslı olmasaydım diyor. Ama bu yakınmalar bir şey değiştirmiyor.
Anı yaşamak sadece çalışmak demek de değildir. Ailenizle dostlarınızla iyi vakit geçirmek, hayattan keyif almaktır. Sevdiklerinize sıkı sıkı sarılıp o anın keyfini sürmektir.
Özetle anı yaşamak içinde bulunduğumuz zamanı en iyi şekilde değerlendirmektir. Çünkü yarını fazlasıyla düşününce, bugünü, yapmamız gerekenleri unutuyoruz. Sonuç olarak da ne bugünü yaşabiliyoruz, ne yarını… Platonun dediği gibi “hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor, hiç yaşamamış gibi ölüyoruz.“
Bana yarın güzel olacak diye söz verme, bugün de dünün yarınıydı…”Anonim”
Yazımızı Jorge Lois Borges"in ölmeden 5 dakika önce dostlarına söyledikleri ile bitirelim. O, ölmeden 5 dakika önce söyleyebildi. Önemli olan her dem yaşayabilmek galiba...
Anlar
Eğer yeniden başlayabilseydim hayata,
İkincisinde daha çok hata yapardım,
Kusursuz olmaya çalışmaz,
Sırt üstü yatardım.
Neşeli, olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Elbette mutlu anlarım oldu ama
Yeniden başlayabilseydim eğer,
Yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız yaşam budur zaten:
Anlar, sadece anlar…
Siz de anı yaşayın
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda ayakkabılarımı fırlatır atardım,
Ve sonbahar bitene kadar
Yürürdüm çıplak ayaklarla
Bilinmeyen yollar keşfeder,
Güneşin tadına varır, çocuklarla oynardım
Bir şansım daha olsaydı eğer…
Ama işte 85"imdeyim
Ve biliyorum
Ölüyorum
Jorge Lois Borges
Yazıyı beğendiyseniz yazının linkini arkadaşlarınıza, mail grubunuza gönderebilirsiniz.Bu şekilde daha fazla kişiye ulaşabiliriz.
Eleştirilerinizi bilaltemizer@yahoo.com adresine gönderebilirsiniz.Daha iyi yazılar yazmama katkı sağlarsınız.
Haftaya Pazar yeni yazıda görüşmek üzere inşallah…
Hoşça kalın…
Bi gelişim
Bi Gelişim'in İnternet Sitesini açıyoruz.
Çok yakında...
www.bigelisim.com
Bi Gelişim - Bülten 4
Başarı Bülteni - Sayı 4
Editör Yazılarımızı Yabancı Üyelerimiz İçin İngilizce olarak da Yayınlamaya Karar Verdik...
Zorluklarla Mücadele
Editörden
“Albay Harland D. Sanders’ın 65 yaşına geldiğinde emekli olur. Ne yapacağını düşünmeye başlar. Sadece emekli maaşıyla yaşamak zordur. Sonra aklına şu fikir gelir: benim tavuk tarifimi herkes beğeniyor, tavuk tarifimi lokantalara sunayım, kabul ederlerse bende tavuk başına prim alırım diye düşünür. Ama bu sandığı kadar kolay olmaz. İlk lokantada sıcak bakmazlar.7. lokantada da “kabul edilmez”. 28. lokantada bir kez daha hayır cevabını alır. Daha sonra başka şehirlere gitmeye karar verir. 60., 120. lokanta da kabul etmez.Kimi zaman aşağılar, kimi zaman dalga geçerler.Ama o vazgeçmez. 300, 500. lokantalarda da durum değişmez. Bu süre zarfında şehir, şehir gezmeye devam eder ve geceleri arabasında yatar. 750., 1000. derken; tam 1019. görüşmesinde kabul edilir.Daha sonra bu piliç tarifi o kadar ünlü olur ki, Kentucky Piliç adlı dev firma doğar. Kentucky Piliç’in sadece Türkiye’de 33 şubesi var.”
Bu haftaki konumuz zorluklarla mücadele. Albay Sanders’ın hikâyesi tam anlamıyla bir zorluklarla mücadele savaşıdır. O tüm zorluklara karşı yılmadan, vazgeçmeden tam 1018 kez reddedilmiş.1019. denemesinde başarmıştır. Çoğu zaman bir işi zor diye bırakır, vazgeçeriz. Acaba 1019 defa deneyip de yapamayacağımız kaç iş var?
Tarihe baktığımızda bir zorluk karşısında sebat edip onu yenmiş insanların hayatlarını okuruz. Hangisi hiçbir zorluk yaşamadan istediği başarıya ulaşmış? Hepsi zorluk sıkıntı yaşamıştır. Bu konuda Lafontaine “Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez” diyor.
Hayatta birçok defa zorluklarla karşı karşıya kaldık. Bundan sonra da kalacağız. Peki, bunlarla nasıl mücadele etmeliyiz?
Azmetmek: Edison... Dahi diye kabul edilir. Ampulü icat ederek çok önemli bir buluş yapmıştır. Edison günde 18–19 saat çalışarak binlerce denemenin ardından ampulü bulmuştur. Bunu çalışma azmi sayesinde başarmıştır.
Cesaret: Bir zorlukla karşılaşınca ondan korkar, yapamam diye düşünürseniz genelde kaybedersiniz. Mesela genel inanışa göre siz köpekten korkarsanız o sizi kovalar. Ama korkmazsanız size bir şey yapmaz. Bu konunun istisnaları da vardır. Her zaman denenmesi doğru değildir. Kuduz aşısı acıtır çünkü.
Ormanların kralı asla diye bilinir. Peki, neden acaba?
Ormanda aslandan çok daha güçlü, çok daha kuvvetli hatta daha akıllı hayvanlar var. Neden kral aslan? Cevabı basit galiba... Aslan kimseden korkmaz. Pençelerine güvenir ve onunla savaşır. Belki zaman, zaman mücadeleyi kaybeder ama asla pes etmez. Sonunda da kazanır.
Esneklik: Zorluklar karşısında esnek olmak da çok önemli. Bazen aynı yolda inatla ilerlemeniz gerekir. Bazen ise farklı yollar deneyip sonuca ulaşmanız gerekir. Aynı şekilde ısrar her zaman doğru değildir.
Pes etmemek: Zorluklar karşısında pes etmedikçe kaybetmezsiniz. Boksta da öyle değil midir? Boksör düşer, ama kaybetmiş sayılmaz. Kalkamazsa yenilmiş sayılır. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir. Güçlü de olsanız, önde de olsanız; düştüğünüz yerden kalkamazsanız kaybedersiniz.
Özetle şunu söyleyebiliriz zorluklarla mücadele de güçlü bir irade, yorulmayacak kadar azim… Cesur bir kişilik… Her türlü duruma uyum sağlayabilecek düzeyde esneklik… Her düştüğünüzde geri kalacak düzeyde tutkumuz varsa tüm zorlukların üstesinden gelebiliriz.
Bilal Temizer
Hoşça kalın.
Successful Bulletin - Nr. 4
Struggling with difficulties.
From the editor.
Colonel Harland D. Sanders retired when he became 65 years old. He started to think about what was he going to do after that. Living just with the retirement payment would have been difficult. Then he comes up with this idea: everybody likes my chicken recipe, I will present my chicken recipe to the restaurants and if they accept then I will take a premium for each chicken. But this was not easy as it seems to be. At the first restaurant his idea was not very welcomed. The seventh restaurant doesn’t accept. At the 28th restaurant he gets a no for an answer. Then he decides to go to other cities. The 60th, the 120th restaurant doesn’t accept. Sometimes they laughed at him, sometimes they made a fool out of him. But he doesn’t give up.
The 300th, 500th restaurant and the situation is still the same. During this time he travels from one city to another and he spends the nights sleeping in his car.
750, 1000 and when he comes to the 1019th restaurant, his recipe is accepted. And his chicken recipe becomes so famous that sometimes later a big company named Kentucky Chicken is founded.
Only in Turkey, Kentucky Chicken has a chain of 33 restaurants.
The topic of this week, struggling with difficulties. Many times in life we have faced with difficulties. And we will always face them. Well then, how should we fight them?
The story of Colonel Sanders is a battle against difficulties. Except all the difficulties, without giving up, he was refused exactly 1018 times. On the 1019th time he succeeded. Most of the times we give up of something just because it is difficult. I wonder, how many works have we tried for 1019 times and we haven’t succeeded?
When we look back at the history, we read the life of the people who have persisted and won against the difficulties.
Which one has succeeded in something without a single difficulty?
As Lafontaine says ‘’ There is no road of flowers leading to glory’’.
Being determined: Edison.....Considered as a genius. By inventing the lamp he has made a great innovation. Edison invented the lamp after thousands of experiments and 18 to 19 hours of work every day. He succeeded this because of his determination.
Courage: When you face a difficulty, if you get scared and say that you can’t do it, then you will lose. If you are not afraid then they will be. For instance, it is usually believed that if you get scared form a dog then it will chase you. But if you are not afraid, then it will do you nothing. There are also exceptions. Don’t try it always. For the rabies vaccine hurts.
The lion is known as the king of the forests. Why is that so ?
There are many other animals stronger, bigger and even smarter in the forests. Why should the lion be the King? Maybe the answer is simple....The lion is afraid of nothing. He trusts his paws and he fights with them. Sometimes he loses but he never gives in.
Flexibility: To be flexible towards difficulties is also very important. This is how Mümin Sekman defines it: ‘’ sometimes we have to knock at a door forty times and to forty doors one by one’’.
Not to give in: When facing difficulties if you don’t give in , you dont lose. Isn’t it the same with Boxing. When a Boxer falls down, he is not considered as a loser. If he doesn’t stand up, then he is considered as defeated. Furthermore we must remark also this: even if you are strong, or you get ahead; if you don’t stand up when you fall, you will lose.
In conclusion we can say that when struggling with difficulties, if we have a strong will, a strong determination....if we are courageous.....being flexible to any kind of situation.... in every our fall, if we stand up again, then we can overcome every kind of difficulty.
Bilal Temizer
Bye.
Bi öneri
Bir Mum Yakmak
Genç bir doktor Afrika’da ki insanların haline üzülür ve gönüllü olarak Afrika’ya gitmeye karar verir. Yakınları” tek başına ne yapabilirsin ki orada ilaç, hastane, hiçbir şey yok. Neyi değiştirebilirsin” diyerek onu kararından vazgeçirmeye çalışırlar. Genç doktorun cevabı oldukça manidardır.” Haklısınız tek başıma çok şey değiştiremem. Ama yine de bir şeyler yapabilirim. Çünkü her yer karanlık olunca, ben karanlığa küfretmem, bir mum yakarım”.
Hayatta karşılaştığımız zorluklara karşısında belki çok şeyi değiştiremeyebiliriz. Ama bu kadar zorluk var diye isyan edeceğimize elimizden geleni yapmaya çalışsak bir şeyleri değiştirebiliriz. Çünkü hiç bir şey yapmamaktansa küçükte olsa bir şeyler yapmak her zaman daha önemlidir. 1>0 dır.
Bi soru
Bazen yaşadığım zorluklar karşısında çaresiz kalıyorum. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Ne yapmalıyım?
“Gecenin en karanlık anı güneşin çıkmasına en yakın olan andır.”
İngiliz Atasözü
Hayatımızın belli dönemlerinde kendimizi çaresiz, kapana kısılmış gibi hissederiz. Hiçbir şey yapmak istemez, alabildiğince sorunlardan kaçmak isteriz. Çoğu zaman hiçbir şey yapmaz, sadece uyuruz çünkü uyku geçici de olsa bizi rahatlatır. Peki, bu durumda ne yapalım?
Önce bir dua öğrenelim. “Allah’ım bana yapabileceklerimi yapabilme gücü, yapamayacaklarım için sabır. İkisi arasındaki farkı anlayabilecek kadar da akıl ver.”(Tapınak Duası)
Öncelikle sorunları tespit edeceğiz. Yani problemin çerçevesini belirleyeceğiz. Daha sonra bunlarla ilgili neler yapabileceğimizi belirleyeceğiz. Son olarak da yapamayacaklarımız için üzülmeyeceğiz. Tüm bu işlemleri kâğıt kullanarak yapmanızı öneririm. Çünkü sorunlarınızı kâğıda döker, yapabileceklerinizi yazarsanız; beyin problemi, çözüm yolunu görür ve çözüme odaklanır. Diğer türlü kafanızda problem sürekli tekrarlanacağından daha da büyüyecektir. Bu aşamadan sonra geliştirdiğimiz çözüm yolları üzerinde elimizden geleni yapacağız. Zaten istesek de daha fazlasını yapamayız. Halk arasında söylendiği üzere; bir şeyi 40 kere söylerseniz o olur. Kötü bir şeyi de 40 kere düşünürseniz o gerçekleşebilir.
Hayatta her şeyi değiştiremeyiz. Bazen yapamayacaklarımızı da kabullenmemiz gerekir. Bu bizi olaylara daha esnek bakmayı daha rahat çözümler bulmamızı sağlar. Bunun yanında her olumsuz durumun gerçekleşeceği diye bir kural da yoktur. Mark Twain bu konuda şöyle diyor: “Bugüne kadar başıma kötü sonuçlanabilecek birçok olay geldi. Ama bunlardan çok azı gerçekleşti.”
Son olarak bir öyküyle bitirelim. Bir iş adamı sorunlarıyla boğuşur, ama bir gün dayanamaz pes eder. İntihar etmeye karar verir. Bunu yapmadan önce sorunlarını yazmaya karar verir. Maddeler halinde yazınca içinden çıkılmaz 12 problemi olduğunu görür. Önünde iki seçenek kalır. Ya intihar edecektir. Ya da bu 12 maddeyle savaşacaktır. O 2.sini seçer. Aradan 10 yıl geçer o yazdığı kâğıdı şans eseri bulur. Tekrar incelediğinde bunlardan sadece birinin gerçekleştiğini fark eder.
Bi kavram
Öğrenilmiş Çaresizlik
“ABD’de ünlü psikolog Martin Selligman 1975 yılında kapana kısılmış insanların durumuna ışık tutmak için köpeklerle bir deney yapar. Selligman bir grup köpeği kafeslerin içine sıkıca kapadı ve sık, sık şok uygular. Önce direnip mücadele eden köpekler bir süre sonra kendilerini çaresizliğin kucağına bırakırlar.
Daha sonra kafesler köpeklerin kolayca açabileceği şekilde değiştirilir. Ancak köpeklerin %65 i kaçmayı bir kez daha denemez ve yere uzanıp umutsuzca sızlanmayı tercih ederler.
Selligman bu davranışı “öğrenilmiş çaresizlik olarak tanımladı. Ve benzer sürecin insanlarda da yaşandığını belirledi. Arka arkaya gelen aksilikler insanlara çaresizliği, umutsuzluğu ve ataleti öğretiyordu.” (“Hayata yön veren sözler”, Akın Alıcı, Epsilon Yayınları)
Hayatta yaşadığımız kayıplar belli bir süre sonra pes ettirir. Artık başarabileceğimizi bilsek bile denemeye korkarız. Bunu açıklayan en güzel kavram öğrenilmiş çaresizliktir. Öğrenilmiş çaresizliği bazılarımız darbeler yiyerek öğreniriz. Kimimiz bu hali yaşayanların telkinleri sonucu bu durumu yaşamadan kabulleniriz. Ama öğrenilmiş çaresizlik bir hastalık gibidir. Tedavi edilmezse zihnimizi tamamen ele geçirir.
”Arabesk Kültür” adlı yazımda örneklerini sunduğum insanlar öğrenilmiş çaresizliği yaşayan insanlardır. Tutum ve davranışlarını bu durum belirler. Öğrenilmiş çaresizlik bu insanlarda üst düzeyse de çoğumuz da çeşitli dozlarda bulunur.
Öğrenilmiş çaresizlik, diğer adıyla atalet halinde olmak konusunda Türkçede yazılmış
en güzel kitap Mümin Sekman’ın “Her Şey Seninle Başlar” adlı kitabıdır. Türkiye’nin sosyal başarı alanında en çok satan kitabı olan kitapta hem öğrenilmiş çaresizlik anlatılıyor, hem de bu durumdan kurtulmak isteyenlere çözüm yolları sunuluyor.
Akıcı üslubuyla keyifle okunacak bir kitap.
Bi örnek insan
Eşref ARMAĞAN

Bir görme özürlünün yapabileceği en zor şeyler nelerdir diye sayarsak ilk sıralarda resim yapmak gelir. Peki, dünyada görme özürlü bir ressam var desem? Eşref Armağan’dan bahsediyorum. Dünyadaki görme engelli tek ressamdan...
Ressam Eşref Armağan Görme doğuştan görme engellidir. İlk resimlerini 6–7 yaşlarında yapmaya başlar. Bu yolculuğunda çevresindekilerden destek alır. Onlar cismi tarif ederler ressamımız çizer. İlk başlarda çok iyi çizemese de gün geçtikçe daha da ustalaşır.
Bu becerisi Harvard’lı Profesörlerin dikkatini çeker. Profesörler Eşref Armağan’ın beynini incelerler. Ender rastlanan yeteneklerden biri olduğuna karar verirler. Ona bir cisim verilir ve çizmesi istenir. Resmi çok başarılı bir şekilde çizince Profesörler duygulanır, kimisi gözyaşlarını tutamaz. Discovery Channel da belgeseli yayınlanır. Ve büyük ilgi çeker.
Eşref Armağan’ın yaklaşık 300 tablosu var.Pekin , Amsterdam , New York , ve Paris gibi birçok şehirde sergi açmış. Azmi ve sıra dışı başarısından dolayı onu kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.
Eşref Armağan Hakkında daha detaylı bilgi için…
Eşref Armağandan iki anı:
1)”Yol Tarifi”
Bir gün yolda yürüyorum. Biliyor musunuz ben çevremdeki yolları ezbere bilirim. Kazara birine çarpsam veya yönümü değiştirsem, zorlanırım. Yolda yürürken bir şeye bastım... Yuvarlak ve yaylı bir şey... Korktum... Dengemi kaybedip düştüm. Meğerse bastığım şey, bir kanalizasyon işçisinin kafasıymış... Adam çok kızdı. Bana:
”Kör müsün “? Diye bağırdı.
”Evet” dedim.
Çok utandı.
Neyse, kalktım, üstümü başımı silkeledim. Özür diledim. İşçiye sordum.
”Postaneye nasıl gidebilirim”?
Adam durdu, durdu ve:
-Şu tabelayı görüyon ya, dedi. Aha ordan sağa dön, yukarı!
2)“Banka hikâyesi”
Bir gün, bankada oturmuş sıramı bekliyorum.
Yanımdaki adam:
”Merhaba” dedi. “Merhaba efendim” dedim.
”Bak yarın saat 10’da burada olacaksın tamam mı? Yoksa fena yaparım!”
”Ben mi?”
”Tabii ki sen! Kiminle konuşuyoruz?”
”E, pardon niye geleceğim?”
”Hala konuşuyor. Ben gel deyince geleceksin. Yoksa sıkarım ayağına iki tane!”
Korktum “Peki gelirim” dedim.
Adamın konuşmalarının çoğuna cevap verdim...
Ama sonradan kendime çok güldüm.
—Neden güldünüz?
—Meğer adam cep telefonu ile görüşüyormuş iyi mi?
Kaynaklar:www.tumgazeteler.com- www.ntmsnbc.com-Ahmet Sırrı Arvas, “Herkesin Bir Hikayesi Var”, Nesil Yayınları)
Bi karikatür
Bi fıkra
Bir zamanlar kurbağaların yarışı varmış.
Hedef en yüksek kuleye ulaşmak.
Birçok kişi bu yarışı izlemek ve onlara destek vermek için toplanmış.
Ve yarış başlamış.
Gerçekte insanlar kurbağaların kulenin en tepesine ulaşmalarının mümkün olabileceğine inanmamışlar ve herkes:
"Ne acı !!!
Hiçbir zaman yapamayacaklar!" diyormuş
Kurbağalar pes etmeye başlamış, ama bir tanesi inatla devam ediyormuş.
Seyirciler devam etmişler:
"... Ne acı !!! Hiçbir zaman yapamayacaklar!..."
Ve kurbağalar yenilgiyi kabul etmişler sadece devam etmekte ısrarlı olan kurbağa dışında.
Sonunda tüm kurbağaların gücü tükenmiş ve pes etmişler, sadece yalnız kalan ve inanılmaz mücadele gösteren ve kulenin tepesine ulaşmayı başaran kurbağa dışında.
Diğerleri nasıl başardığını bilmek istemişler.
İçlerinden bir tanesi ona doğru yaklaştı ve yarışı nasıl bitirmeyi başardığını sormuş.
Ve kurbağanın sağır olduğunu keşfetmiş.
Bi ilginç olay
Yem olarak kafese atılan fare yılanı avladı.
Yılana yem olarak kafese atılan küçük bir fare, inanılmaz bir mücadele sonucu yılanı öldürdü. İşte farenin yem olmaktan kurtulduğu an. Yılana yem olarak kafese atılan küçük bir fare, inanılmaz bir mücadele sonucu yılanı öldürdü.
Daha sonra yılanın yemesi için kafese bir fare atan itfaiyeciler, küçük farenin yılanı görünce sergilediği saldırganlık ve verdiği mücadeleyi görünce şaşkına döndü.
Olayı yerel gazeteye anlatan bir itfaiyeci, farenin sürekli olarak yılana saldırıp ısırdığını söyledi. Yaklaşık yarım saat süren şiddetli savaşın ardından yılan, kendisine yem olarak atılan fare tarafından öldürülürken, cesur fare de ölüm kalım savaşını hafif sıyrıklarla atlattı.
Bi film
Tür: Dram
Gösterim Tarihi: 27 Nisan 2007
Yönetmen: Mira Nair
Yapım: 2006, Hindistan / ABD
Süre: 122 dk.
Oyuncular
Irfan Khan (Ashoke Ganguli) , Kal Penn (Gogol Ganguli)
Jagannath Guha (Ghosh) , Dhruv Mookerji (Rana)
Ruma Guha Thakurta (Ashoke'nin Annesi) ,
Sukanya (Rini) Tabu (Ashima Ganguli) , Sandip Deb (Müzik Öğretmeni)
Filmin Konusu
Ashoke ile Ashima 1970'lerde Kalküta'dan Amerika'ya gelmiş göçmen bir ailedir. Amerika'daki pek çok göçmen gibi kendi geleneklerini ve alışkanlıklarını sürdürerek yaşamaya çalışmaktadırlar.
Fakat oğulları Gogol için durum biraz farklıdır. O, annesi ve babası gibi birinci kuşak göçmen değildir; Amerika'da doğmuştur ve oranın alışkanlıkları içerisinde, çevreye çok daha açık bir algılama ile büyümektedir. Anne ve babasının yaşadığı zorluklardan çok daha farklı zorluklarla mücadele etmek zorundadır; hele bir de sarışın bir kızla çıkmaya başlayınca yaşadığı zorluklar bir kat daha artar.
Hintli yönetmen Mira Nair'in "en kişisel filmim" dediği Adaş, esprili, renkli ama bir o kadar da hüzün dolu bir hikâye anlatıyor.
Bi Gelişim - Bülten 3
Başarı Bülteni Sayı 3
Editörden
Büyük bir kedi, kuyruğuyla oynayan küçük kediye sormuş. Neden kuyruğunu kovalıyorsun. Küçük kedi cevap vermiş:
“Bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğunda kuyruğum olduğunu öğrendim. Bu sebeple onu kovalıyorum. Yakaladığımda mutluluğa kavuşacağım.
Bunun üzerine büyük ve haliyle tecrübeli kedi şöyle demiş:
Gençken bende mutluluğun kuyruğum olduğuna karar vermiştim. Ama şunu fark ettim; ne zaman onu kovalasam, benden uzaklaşıyor, ne zaman kendi işime baksam hep peşimden geliyor.
Bu haftaki konumuz mutluluk… Herkesin peşinde koştuğu, çoğumuzun ulaşamadığı, ulaşsa da elinde tutamadığı bir kavram... Mutlu olmak, mutlu kalmak istenen ama herkesin başaramadığı bir durum... Peki, mutluluk nedir? Nelere bağlıdır. Önce bu soruların cevabını bulalım.
Mutluluk, iç rahatlığı, iç huzur ve bundan duyulan memnuniyettir diyebiliriz. Ama mutluluğu tek bir tanıma sıkıştıramayız. Birçok mutluluk tanımı yapılabilir.
Mutluluk insanların beklentileri, düşünce yapılarıyla ilgili bir kavramdır. Beklentilerimiz mutluluğumuzu belirler. Beklentilerimize ulaşınca mutlu oluruz. Çok yüksek başarılar hedefliyorsanız düşük bir başarı sizi mutlu etmez. Bunu şöyle tarif edebiliriz. Bir sınavda iki öğrenci aynı notu almıştır. Ama biri son derece üzgündür, diğeri aynı derecede mutlu. Sonuç aynı, puan aynı ama duygular farklıdır. Çünkü mutluluğu belirleyen olgu beklentilerimiz, düşünce yapımızdır.
Daha fazla paramız olunca,
Daha iyi bir evde oturunca,
Daha iyi bir semtte oturunca,
Daha iyi elbiseler alınca
Mutlu olacağımızın garantisi var mıdır?
Yoktur. Olsa bu imkânlara sahip herkes mutlu olurdu. Mutluluk dış faktörlerden çok iç faktörlere bağlı bir kavram içinizden gelmesi gerekir. Dışarıdan etkilerle mutlu olmazsınız. Mutluluk içseldir, içinizden kalbinizin derinliklerinden gelir.
Mutlu olmak istiyorsanız bunu önce bunu kendi içinizde başarmalısınız. Kendinizi mutlu etmeli, belki ödüllendirmelisiniz. Hayatınız boyunca kendinizle yaşayacaksınız bir an önce kendinizle barışmanız iyi olur. Büyük kedinin dediği gibi kendi işinizi iyi yapar, başkalarıyla uğraşmazsanız mutluluk hep peşinizden gelir. Bu insanlar neden benden daha zengin, daha yakışıklı, daha uzun, daha genç… diye düşünürseniz mutluluk sizden o kadar uzaklaşacaktır.
Bi Gelişim başarı grubu üye sayımız 300’e çıktı. Davet yaparak sayının artmasına katkıda bulunan tüm arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyoruz.
Hoşça kalın
Bilal TEMİZER
Bi Açıklama
Değerli Bi Gelişim üyeleri,
Bu haftaki konumuz mutluluktu. Konu başlığımızı pazartesi günü belirledik. Ve bu konuda hazırlıklara başladık. Büyük bir kısmı Cuma günü bitmişti. Ama ertesi gün 15 askerimizi terörist bir saldırıda şehit verdiğimiz haberini aldık. Bunun üzerine bülteni konusu gereği yayınlayıp, yayınlamama konusunda çok tereddüt ettik. Ama size karşı sorumluluğumuzdan dolayı en azından hazırladığımız kısımları yayınlamaya karar verdik. Şehitlerimize saygı gereği bi fıkra, bi ilginç olay, bi karikatür kısımlarını yayınlamıyoruz. Herhangi bir kusurumuz olursa şimdiden özür diliyoruz.
Şu an 15 ayrı evde hüzün, acı, üzüntü var.. Her ne kadar acılarını paylaşsak da ateş düştüğü yeri yakıyor. Dünyadaki hiçbir şey bir ananın gözyaşından daha değerli değil. Allah sabır versin, yar ve yardımcıları olsun. Şehitlerimize Allahtan rahmet yakınlarına baş sağlığı diliyoruz.
Bi Söz
"Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz an'dan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır. "
Konfüçyüs
Bi Kitap
Kitap Yorumu: Bilal Temizer

Modern toplumlarda hayatın hızlı akışı insanların psikolojik durumlarını etkilemekte... Bu da birçok sorun ve sıkıntıya yol açmaktadır.
Bunların en başında da stres geliyor. Bu hafta hem stres hem mutluluk konulu bir kitabı tanıtmak istedik. Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın Mutluluk Psikolojisini adlı kitabını…
Kitapta çağımızın en önemli sorunlarından olan stres için çözüm önerileri, stresin nasıl mutluluğa dönüştürülebileceğine dair ipuçları var. Kitabın tanıtım yazısında:
“İnsan beyni, adeta bir orkestra şefidir. Ruh yapımız ve kişiliğimiz, beyin aracılığı ile kendini ifade etmektedir. Beynimizin stres altında kalması, bütün organlarımızın faaliyetine olumsuz etki yapacaktır. Stres ve zaman yönetiminde; duygu, düşünce ve davranış denetiminde beynimizi doğru kullanırsak; mutlu, başarılı ve nitelikli yaşayabiliriz. Bu yaşantı bizim vereceğimiz kararlara bağlı olduğuna göre, dünyayı değiştirmek yerine kendimizi değiştirmeye öncelik vermeliyiz. Bu kitabın amacı yaygın hastalıklardan pek çoğunun temel kaynağı olan stresi mutluluğa dönüştürmenin püf noktalarını vurgulamaktadır” diyerek kitap ve amacı açıklanmış.
Psikoloji alanında Prof. Dr. Nevzat Tarhan Türkiye’nin sayılı insanlarından... Anlatımı, anlattıklarının uyumuyla oldukça başarılı... Uygulanabilir tavsiyeleri, mantıklı yaklaşımlarıyla bir adım daha öne çıkıyor.
Stresin yol açtığı hastalıklar hakkında basında birçok haber çıkıyor. Buradan hareketle stresin sadece düşünce yapımızı değil, bütün vücudumuzu etkilediğini söyleyebiliriz. Hayatımızda bu derece önemli bir yere sahip olana stresi yenmek ve onu mutluluğu dönüştürmek hem ilginç hem keyifli bir deneyim olacak bizim için.
Dünyayı değiştirmeye önce kendimizden başlayalım çağrısı kulak vermemiz gereken bir çağrı. Dünyayı değiştirmeye çalıştık, çalışıyoruz. Ama dünyanın parçası olan kendimizi ne kadar değiştirebildik. Parçayı değiştiremeden bütün nasıl değişsin. Dünyayı değiştirenler önce kendilerini değiştirenler olacaktır. İşte bu yüzden en büyük zaferler insanın kendisine karşı kazanmış olduğu zaferlerdir.
Keyifli okumalar!
Bi Öneri
“Mutlu olmak için sebep beklememek”
Mutlu olmak için bir şeylerin gerçekleşmesini bekliyoruz. Mutluluğu hep nedenlere bağlıyoruz. Ama hayatımızda hiçbir zaman her şey mükemmel olmayacak. Mutlaka aksilikler, sıkıtılar olacak. Mutlu olmak için bir sebep bekliyorsak mutlu olamayız. Bazı insanların sürekli mutsuz olmalarının sebebi belki de bu.
“Araba alırsam…”
“Ev alırsam…”
“Evlenirsem…”
“Güzel bir yuva kurarsam...”
“İyi bir işe girersem… Mutlu olurum…
Hep mutluluğu bir şeylere bağlıyoruz. Mutluluğu erteliyoruz. Ama mutlu olmak için bunların gerçekleşmesi şart değil. Mutluluk bir ruh halidir. Siz onu ne kadar şarta bağlarsanız o sizden o kadar kaçar. Bu yüzden mutlu olmak için sebep beklemeyelim. Kötü olaylarda da iyi bir yön bulmaya çalışalım. Hayatımız böylece daha doygun, ilişkilerimiz daha sağlıklı olacak.
Bi Soru
Para Mutluluk Getirir mi?
Bazı insanların belki en önemli mutluluk kaynağı olarak gördüğü kavram paradır. Para olursa mutluluk vardır, para yoksa yoktur. Öncelikle şunu belirtelim para mutluluk için bir araçtır, mutluluğun kaynağı değil. “Dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiç bir şeyi olmayandır.” ”Schopenhauer”
Birçok kişisel gelişim kitabında mutluluk için çok paranız olması gerektiği, iyi şartlarda yaşamanız gerektiği, iyi evlerde oturmanız gerektiği söyleniyor. Sürekli bir arayış içine giriyorsunuz kafanızda mutluluğu bu kavramlara bağlıyorsunuz bunlara ulaşmadan mutlu olamayacağınızı düşünüyorsunuz.
Buradan çok açıkça söylüyorum mutlu olmanız bunların hiç birine ihtiyacınız yok. Bunlar olsa kötü mü olur. Tabiî ki olmaz. Ama bunlar mutlu olmaya yetmez. Sadece mutlu olmaya katkıda bulunur. Ama mutluluk içimizdedir.
Peki, bir de şu açıdan düşünelim: Çocukken daha mutlu değil miydik?
Daha fazla gülüyor, dişlerimizi daha fazla gösteriyorduk. Hatta bazen içten içe hayıflanıp şimdi çocuk olmak vardı deriz. Ama çocukken şimdi olan şeylerimiz yoktu ki. Karnımız doyunca, arkadaşlarımızla oynayınca, babamız oyuncak alınca sevinebiliyorduk. Çünkü o zaman bu kadar tüketici olmamıştık. Bu kadar hızlı tüketmiyorduk.
Modern çağın belki de en büyük problemi tüketicilik. Sürekli tüketmeye teşvik ediliyoruz. Yeni bir cep telefonu çıkınca onu almak istiyoruz, yeni bilgisayar çıkınca eskisi bizi mutlu etmiyor. Sürekli daha fazlasını istiyoruz.
Bir başka örnek verelim. Baba evinin geçimini sağlamak için sabah evden çıkıp akşama kadar gelmiyor. Tüm bunları ne için yapıyor? Daha iyi bir televizyon almak için, karısının istediği bir mobilyayı alabilmek için.
Tüm bunları yaparken hayatı yaşamayı unutuyoruz, keyif almayı unutuyoruz. Keyif alacak şeyleri yapınca, kendimizi suçlu hissediyoruz.
Özetle para mutluluğu ne getirir, ne götürür. Mutluluğu getirip, götüren biziz aslında.
Mutluluk para ilişkisi hakkında bir örnekle bitirelim.
“Dünyanın en zengin armatörünün kızı Christine Onassis… Dünyaya zengin bir kız olarak gözlerini açtı. Evi, arabası, yatı kısacası zenginlik adına her şeye sahipti. Her istediğini
alabilecek kadar parası vardı. Ama mutlu olamadı, yapamadı. Bunalımlar, depresyonlar içinde bir hayat yaşadı. Buenos Aires’teki bir gece kulübünde yapayalnız öldü. Hakkında çıkan bir yazıda şöyle deniliyordu.” Hiç kuşkusuz her şeyini parası çaldı. Ailesini, dostlarını, aşklarını, hatta ölümünü... Çünkü bir gece kulübünde tek başına, yalnızlığı unutmak için aldığı yatıştırıcıların şokuyla ölmüştü.”*
Hiçbir para birimi mutluluk satın almaz.
* Başarı haritası adlı kitaptan yararlanılmıştır. İbrahim Refik, Albatros Yayınları.
Bi Kavram
Polyannacılık
Pollyanna ile tanıştıralım sizleri. Polyanna Eleanor Hodgson Porter’in bir romanının ismidir. Roman ismini romanın kahramanı olan küçük bir kızdan alır.
Polyanna annesi Jennie ve babası John un 3. çocuklarıdır. İlk iki çocukları ölmüştür. Bunun üzerine 3. çocuklarına ilk iki çocuklarının ismi Polly ve Anna isimlerinin birleşimi olan Pollyanna ismini koymuşlardır.
Polyanna’nın ailesi fakirdir.Bu yüzden hayırseverler derneğinin yardımıyla geçinirler. Pollyanna oynamak bir bebek ister. Babası da maddi durumları iyi olmadığı için hayırseverler vakfına başvurur. Hayırseverler vakfının gönderdiği kutudan bebek yerine koltuk değneği çıkar. Pollyanna buna çok üzülür. Babası ise” Kızım bu koltuk değneklerine ihtiyacın olmadığı için sevinmelisin. Bak elin, ayağın sağlam. Ya bu değneklere muhtaç durumda olsaydın” der. Oyun böylece başlar. Bu oyunu ömrü boyunca oynamıştır. Oyunun ismi “memnun olma oyunudur”. Oyununun mantığı, üzülecek olaylarda bile memnun olunacak bir yön arayıp bulmaktır. Ama bu oyuna sığmayan şeyler de vardır. Bunlardan biri ölümdür.
Pollyanna, babası ölünce Polly teyzesinin yanına gönderilir. Çünkü annesi o daha çok küçükken ölmüştür. Burada önce yatalak hasta ve huysuz kadın Bayan Snow’un hayata daha olumlu bakmasını sağlar. Teyzesinin ayrıldığı ve uzun yıllardır küs olduğu eski nişanlısı Doktor Chiltonla barışmasını aracı olur. Hayata küsmüş bir insan olan John Pendleton’un hayata bağlanmasını evsiz bir çocuk olan Jimmy Bean’ı evlat edinmesini sağlar. Tüm bunları her olayın iyi bir yönünü görme oyunu sayesinde başarır. Çevresine mutluluk dağıtan bir kız olarak herkes tarafından çok sevilir.
Pollyanna’nın öyküsü işte böyle. Ama ne yazık ki bu derece iyimserlik tepki çekiyor. Olumsuz şeylerin olumlu taraflarını görmeye çalıştığınızda Pollyannacılıkla suçlanırsınız. Ama Polyannacılık özünde kötü bir şey değildir. Bu konuda Prof. Dr. Üstün Dökmen’e kulak verelim.
Polyannacılık hakkında “Küçük Şeyler” isimli Sistem yayıncıktan çıkan kitabında şunları söylemekte:”Pollyannacılığın kötü olduğunu kim söyledi? Polyannacılık, kayba uğradığımızda, elimizde kalanları fark etme ve sevinme becerisidir. Polyannacılık bir psikolojik savunma mekanizmasıdır. Aşırı olmadan yerinde kullanıldığı sürece; kişiyi kaygıdan, sıkıntıdan korur, kişinin yarına kalma ihtimalini arttırır. Polyannacılık kendini avutmak değil, bardağın dolu yanını fark etmektir. Yaşama devam edebilmek için, gerektiğinde sıkıntılarla baş edebilme sanatıdır.”
Not: Bu kavramı araştırırken “Pollyanna” isimli kitabı okudum. Çocuk kitabı da olsa keyifli bir kitap ve çok şey öğretiyor. Tavsiye ederim.
Bi Film
Mutluluk

Mutluluk

Yönetmen :Abdullah Oğuz
Senaryo: Kubilay Tunçel, Abdullah Oğuz
Oyuncular :Talat Bulut, Özgü Namal, Murat Han, Lale Mansur, Mustafa Aykıran
Filmin Türü: Drama
Orijinal Adı: Mutluluk
Yapımcı Firma :ANS
Yapım Yılı: 2007
Yapım Ülkesi: Türkiye
Orijinal Dili: Türkçe
Dağıtıcı Firma:Kenda
Vizyon Tarihi 16.03.2007
Konusu
Film, 17 yaşındaki Meryem’in, perişan ve baygın halde, bir göl kenarında bulunmasıyla başlar. Doğuda bir köyde yaşayan ailesi kızlarının bir namussuzluk yaptığını düşünerek töre gereği öldürülmesine karar verir. Öldürme görevi ise yakın akrabası Cemal’e verilir. Tanınmış bir sosyoloji profesörü olan İrfan Kurudal, yaşadığı derin kimlik bunalımının da etkisiyle İstanbul’daki hayatını geride bırakıp yelkenli teknesiyle denize açılır. Çıktıkları ölüm yolculuğunda, Meryem ve Cemal’in yolları, Profesör İrfan Kurudal’la beklenmedik şekilde kesişir. Her biri özgürlüğe ve ikinci bir şansa doğru yola çıkan bu üç kişi, mutluluğu aradıkları bu yolculukta kaderlerini yenebilecek midir?
Mutluluk, Zülfü Livaneli'nin eserinden uyarlanan, 2007 yapımı bir Abdullah Oğuz filmi. Film, 2007 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin ulusal uzun metrajlı film yarışmasında aday gösterildi.
Mutluluk 5 dalda altın portakal ödülünü kazandı. En İyi Müzik Ödülü’nü Zülfü Livaneli, En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü Özgü Namal, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü Murat Han, En İyi Ses Tasarımı Ödülü’nü Orçun Korluca , En İyi Saç ve Makyaj Ödülü’nü de Songül İbrahim ile Fatma Kardeş’e kazandı.
Kaynak: www.milliyet.com.tr
Bi Şiir
ÇOK GÜZEL ŞEY
Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dünyada
Dostuna güveniyorsan
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu.
Melih Cevdet ANDAY



31/10/2009
